Bir arkadaşım Japonya’da asırlardır süren kintsugi adında bir gelenekten bahsetmişti. Bu geleneğin yaşatıldığı yerlerde kırılan bir seramik atılmaz, parçaları altın tozuyla yeniden birleştirilirmiş. Böylece seramiğin kırık yerlerinde altın damarlar parlar, kâse hiç kırılmamış hâlinden daha değerli ve güzel görünürmüş.
Psikoloji bilimi de insan ruhunun bazen böyle davranabildiğini fark etmiştir. Bir insan en derin acılarından sonra bile daha güçlü, daha bilge bir insana dönüşebilir. Buna travma sonrası büyüme denir.

Kadim Bir Sezgi
Bilim bu kavramı yeni isimlendirmiş olsa da insanlık olarak acının dönüştürücü gücünü çok uzun zamandır tanıyoruz. Örneğin Stoacı felsefede zorlukların insanın karakterini geliştirdiği vurgulanırken Antik Yunan trajedilerinde “acı yoluyla bilgelik” teması sıkça işlenmiştir. Benzer şekilde tasavvuf geleneğinde manevi olgunlaşmanın çile ve sıkıntıyla mümkün olduğu düşüncesi öne çıkmıştır.
Toplama kamplarından sağ çıkan psikiyatr Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı adlı eserinde bu fikri şu şekilde dile getirmiştir: “Yaşamak acı çekmektir ve hayatta kalmak acıda bir anlam bulmak demektir. Yaşamın anlamı varsa, ıstırap ve ölümün de anlamı vardır ancak kimse bir diğerine bu amacın ne olduğunu söyleyemez. Herkes bu anlamı kendi bulmalıdır ve bu cevabın gerektirdiği sorumluluğu kabul etmelidir. Bunu başaran insan, tüm aşağılayıcı durumlara rağmen büyüme devam edecektir.” Frankl bu kamplarda en zor koşullarda bile anlam bulabilen insanların ayakta kalabildiğini görmüştür. Bu yazıya başlık olan ve Friedrich Nietzsche’ye atfedilen “Beni öldürmeyen şey güçlendirir.” sözünden de benzer bir anlam çıkarılabilir: Acı, anlam bulduğunda acı olmaktan çıkar.
Büyüme Kendini Nasıl Gösterir?
Tedeschi ve Calhoun binlerce insanla çalışarak travmadan sonra büyümenin beş alanda ortaya çıktığını bulmuştur:
Yaşama olan takdirin artması. Ciddi bir travmaya maruz kalmış insanlar hayata ve hayatın küçük detaylarına karşı takdir duygularının arttığını söylerler. Örneğin önceden çok dert edilen şeyler daha küçük görünmeye başlar. Bir sabah kahvesi, bir çocuğun gülüşü, sakin bir pazar günü ve gün içinde yaşanan sıradan anlar daha kıymetli hale gelmeye başlar. Hayatın kırılganlığını görmek paradoksal biçimde onu daha çok sevmeyi öğretir.
İlişkilerin derinleşmesi. Travma, insanı yanında kimlerin olduğuna dair bir farkındalıkla baş başa bırakır. Birçok insan travmadan sonra ilişkilerinin daha da güçlendiğini, diğer insanlara daha kolay yakınlaştığını, başkalarının acılarına karşı çok daha şefkatli olduğunu fark eder. Kendi kırılganlığını yaşamış bir kişi başkasının kırılganlığına da saygıyla bakmaya başlar.
Yeni yolların fark edilmesi. Hayatın bilinen yolları tahrip olduğunda daha önce düşünmeyen yeni yollar keşfedilebilir. İnsan, “nasıl olsa baştan kurmak zorundayım” duygusuyla daha önce cesaret edemediği değişiklikleri daha kolay gerçekleştirebilir. Örneğin kişi travmadan sonra yeni ilgi alanları keşfedebilir, farklı mesleklere yönelebilir veya hayatını başkalarına yardım etmeye adayabilir.
Kişisel gücün keşfi. Bu en sık dile getirilen büyüme alanlarındandır. İnsan kırılgan olduğu o anı yaşadıktan ve bununla baş edebildikten sonra “Sandığımdan daha dayanıklıymışım” duygusuna ulaşır.
Varoluşsal ve manevi derinleşme. Birçok insan travmadan sonra “Hayatın anlamı ne?”, “Benim hayat amacım ne?” gibi büyük sorularla daha ciddi biçimde ilgilenmeye başlar. Bu değişim kimi zaman dini inançlarla bağlantılı olurken kimi durumlarda anlam, amaç ve insanın evrendeki yeri gibi varoluşsal sorgulamalarla ilişkilidir.
Büyüme Nasıl Gerçekleşir?
Travma sonrası büyüme bir “an” gibi düşünülür. Ancak insan genelde bir gün acı çekip ertesi gün “ders çıkarmış” olarak uyanmaz. Büyüme kişinin bazen ilerlediği, bazen gerilediği, bazen aynı basamağa tekrar tekrar döndüğü bir süreçtir.
Birinci aşama: Sarsıntı
Calhoun ve Tedeschi travmayı bir depreme benzetir. Hepimiz dünya hakkında “Dünya aslında güvenli bir yerdir”, “İyi insanların başına kötü şeyler gelmez”, “Hayatımı büyük ölçüde kontrol edebilirim” ve “Sevdiklerim yarın da yanımda olacak.” gibi birtakım varsayımlara sahibiz. Bu varsayımlar bir nevi üzerinde durduğumuz görünmez zeminlerdir. Travmatik yaşantılar tıpkı bir deprem gibi bu zemini sarsma gücüne sahiptir.
Bir bina yıkıldığında onu yeniden inşa etmek zorunda kalırız. Bunu yaparken de eskisinden daha sağlam olması için çabalarız. Büyüme de işte yıkımın ardından gelen o yeniden kurma çabasının içinden doğar.
İkinci aşama: Düşüncelerle boğuşma
İlk şokun etkisi biraz azaldığında zihin, olayla başa çıkmak için kendi içinde bir tür mücadeleye girer. Yaşananlar, kişinin isteği dışında zihnine sızmaya devam eder. Bazen gece uyumadan önce belirir, bazen gün içinde alakasız bir anda aniden bir görüntü ya da sahne gibi canlanır. “Keşke şöyle yapsaydım” ya da “Bunu neden engelleyemedim” gibi düşünceler dönüp durur. Psikolojide buna istemsiz ruminasyon denir.
Bu aşama yıpratıcı görünebilir (Muhtemelen öyledir de). Ancak zihin, başına gelen ve eski dünya görüşüne yerleştiremediği o olayı sindirmeye, ona bir yer bulmaya çalışıyor olabilir. Tıpkı bedenin bir yarayı iyileştirmek için önce iltihaplandırması gibi zihin de acıyı tekrar tekrar gözden geçirerek işliyor olabilir.
Üçüncü aşama: Düşünme biçiminin değişmesi
Bir noktada “Neden oldu? Neden ben?” şeklindeki istemsiz düşünceler yerini “Bundan sonra nasıl yaşamak istiyorum? Bu beni nasıl değiştirdi? Bu deneyim bana neyi gösterdi?” gibi sorulara bırakır.
İstemsiz ruminasyon ile bu yeni düşünce tarzı arasında önemli farklar vardır. İlki kişiyi geçmişe takılı bırakırken ikincisi geleceğe yöneltir. İlki istemsizdir, kontrol etmek güçtür. İkincisi amaçlıdır ve kişi kendi düşüncesini yönlendirebilir. Büyüme de bu düşünce geçişiyle başlar.
Dördüncü aşama: Yeni bir hikâye kurmak
Eski dünya görüşü sarsıldığı için yeni bir zemin inşa etmeye başlanır. Bu zemin eskisinden daha gerçekçi (örneğin “Dünya bazen acımasız olabilir ama ben bunun üstesinden gelebilirim”), daha derin (örneğin “Hayatta sorunlar yaşayabilirim. Tam da bu yüzden her an kıymetli”) ve daha güçlüdür (örneğin “Zor şeyler yaşadım ama ayaktayım. Artık daha güçlüyüm”).
Beşinci aşama: Bütünleşme
Son aşama büyümenin yerleştiği aşamadır. Kişinin acıya bakış biçimi değişir. Önceden sıradan görünen anlar değer kazanır, ilişkiler derinleşir, öncelikler netleşir; yeni amaçlar, yeni yönelimler ve yeni anlamlar ortaya çıkar.
Büyüme, Acının Bitmesi Değildir
Travma sonrası büyüme aslında “acı çekmek güzeldir” ya da “başına gelen kötü şeylere şükret” gibi fikirleri ima etmiyor. Çünkü büyümek, acının dinmesiyle aynı şey değildir. Hatta bazı durumlarda birlikte de var olabilirler.
Son Söz
İnsan ruhunun en olağanüstü yanlarından biri en derin yaralarından bile daha derin bir bilgelikle, daha geniş bir şefkatle, hayata daha sıkı sarılmış biri olarak çıkabilmesidir. Kintsugi ustalarının bildiği gibi: Kırılmak son değildir.

