Psikolojik Travmalar ve İnandığımız Dünyanın Çöküşü

Günlük hayatımızda -çoğu zaman farkında olmadığımız- bir psikolojik güven ağı içinde yaşarız. Sevdiklerimizin güvende olacağına, dünyanın güvenli bir yer olduğuna, hayatımızı yönlendirebildiğimize, günlük düzenimizin bozulmadan devam edeceğine, yaşamın bir adaletinin olduğuna, çabalarımızın karşılığını alacağımıza ve hayatımızı yönlendirebildiğimize inanırız. Bu varsayımlar, hayatı sağlıklı bir şekilde sürdürebilmemizi sağlayan görünmez psikolojik dayanaklardır.

Ancak bir saldırı, ciddi bir hastalık, bir afet ya da ani bir kayıp bu güvenli zemini sarsar. Dünya daha öngörülemez, daha tehditkâr ve kontrol edilmesi daha zor bir yer gibi görünmeye başlar. Kişi daha önce sorgulamadan kabul ettiği “Güvendeyim”, “Başıma çok kötü şeyler gelmez” ya da “Hayat bir şekilde yoluna girer” gibi inançlarını yeniden değerlendirmek zorunda kalır. Bu travma sonrası sürece dünyaya ilişkin varsayımların sarsılması denir.

“Bir maddenin veya nesnenin temel özellikleri genellikle aşırı koşullara maruz kalma yoluyla ortaya çıkar. Örneğin H₂O, yoğun ısı ve soğuğa verdiği tepkiler ile daha iyi anlaşılır. Travmatik yaşam olayları, yaşamın uç noktalarındaki tepkileri içerir. Travmayı anlayarak hem mağdur hem de mağdur olmayanlar olarak kendimiz hakkında bilgi edinir ve en büyük zayıflıklarımızın ve en güçlü yönlerimizin farkına varmaya başlarız.”
-Ronnie Janoff-Bulman (Shattered Assumptions: Towards a New Psychology of Trauma)

 

Dünyaya Dair Varsayımlar

Ronnie Janoff-Bulman tarafından geliştirilen Dünyaya İlişkin Varsayımlar Kuramı psikolojik travmaların kişiyi neden bu kadar etkileyebildiğini açıklamaya çalışır. Janoff-Bulman’a göre insanlar dünyayı anlamlandırırken sekiz varsayım üzerine psikolojik bir yapı kurarlar. Bu varsayımlar çoğu zaman bilinçli değildir. Çocukluk döneminden itibaren uzun zaman içinde oluşur.

 

1. Dünya Temelde İyi Bir Yerdir

Dünyanın güvenli, yaşanabilir ve bireyi koruyan bir yapıya sahip olduğuna ilişkin kabulleri içerir. Bu varsayım bireyin çevresini sürekli bir tehlike alanı olarak değil içinde var olunabilir ve plan yapılabilir bir alan olarak deneyimlemesini sağlar. Travmatik olaylar dünyanın bu iyicil yapısına ilişkin inancı sarsarak bireyin dünyayı kırılgan ve sürekli tehdit altında bir yer olarak algılamasına yol açabilir.

 

2. İnsanlar Özünde İyidir

Bireyin diğer insanların temelde iyi niyetli ve güvenilir olduğuna dair sahip olduğuna inancı ifade eder. Bu varsayım kişilerarası ilişkilerde güven duygusu oluşması ve sosyal bağların kurulabilmesi için bilişsel bir zemin sağlar. Günlük yaşamda çoğu etkileşimin zararsız olacağı ve başkalarının kasıtlı olarak zarar vermeyeceği beklentisi, bu varsayım üzerine kuruludur. Travmatik yaşantılar (özellikle insan kaynaklı olanlar) bu inancı zedeleyerek bireyin başkalarını potansiyel tehdit kaynağı olarak algılamasına neden olabilir.

 

3. Dünya Adil Bir Düzen İçinde İşler

Dünyada olayların belirli bir ahlaki düzen çerçevesinde gerçekleştiği ve insanların çoğunlukla hak ettiğini yaşadığı inancını ifade eder. Bu varsayım, bireyin çaba ile sonuç arasında bir ilişki kurmasına ve yaşantılarını ahlaki bir çerçevede değerlendirmesine olanak tanır. Travmatik yaşantılar bu inancı sarsarak bireyin dünyayı adaletsiz ve anlamsız bir yer olarak deneyimlemesine neden olabilir.

 

4. Olaylar Kontrol Edilebilirdir

Bireyin dünyanın işleyişine dair geliştirdiği bir varsayımdır. Kişi, yaşamda meydana gelen olayların rastlantısal olmadığını, belirli kurallar ve neden-sonuç ilişkileri çerçevesinde ortaya çıktığını düşünür. Yani dünya, düzenli ve anlaşılabilir bir sistem olarak algılanır. Bu inanç çevreyi öngörebilme ve anlamlandırabilme imkânı sağlar. Kişi, doğru davranışlar sergilerse olumsuz sonuçlardan kaçınabileceğine inanır. Ancak bu varsayım zayıfladığında birey dünyayı daha kaotik, belirsiz ve rastlantısal olarak algılamaya başlayabilir.

 

5. Hayat Öngörülebilirdir

Dünyadaki olayların tamamen kaotik ve rastgele olmadığı, belirli bir düzen ve tutarlılık içinde gerçekleştiği inancını ifade eder. Bu varsayım, bireyin geleceğe yönelik beklentiler oluşturabilmesini ve belirsizlikle başa çıkabilmesini sağlar. Travmatik yaşantılar bu düzen algısını bozarak bireyin dünyayı öngörülemez bir yer olarak algılamasına neden olabilir.

 

6. Ben Değerli Biriyim

Bireyin kendisini değerli, korunmaya layık ve saygıdeğer bir varlık olarak algılamasını ifade eder. Bu varsayım, özsaygının ve benlik bütünlüğünün temelini oluşturur. Travmatik yaşantılar (özellikle suçluluk, utanç veya kendini suçlama içeren durumlarda) bireyin benlik değerini zedeleyerek kendisini değersiz ve kusurlu hissetmesine yol açabilir.

 

7. Kendi Hayatımı Kontrol Edebilirim

Bireyin kendi davranışlarını, tepkilerini ve düşünlerini kontrol edebileceğine dair inancını kapsar. Bu varsayım, kişinin stresli yaşantılarla başa çıkabilmesini ve duygusal tepkilerini kontrol edebilmesini sağlar. Travmatik yaşantılar bu inancı zayıflatarak bireyin kendisini güçsüz ve etkisiz hissetmesine yol açabilir.

 

8. Şanslıyım

Bireyin başkalarına kıyasla kötü olaylara daha az maruz kalacağına ve belirli ölçüde dokunulmaz olduğuna dair örtük inancını ifade eder. Bu varsayım gündelik yaşamda ölüm, hastalık ve kayıp gibi tehditlere karşı psikolojik bir tampon işlevi görür. Travmatik yaşantılar bu yanılsamayı ortadan kaldırarak bireyin kırılganlığını artırabilir.

 

Varsayımların Sarsılmasının Psikolojik Etkileri

Varsayımlar, bireyin psikolojik dengesi için bir tür temel işlevi görür. Travmatik deneyim yaşandığında bu temel ciddi bir şekilde sarsılır. Olay, bireyin “Dünya nasıl bir yer?” sorusuna verdiği yanıtları geçersiz hale getirir. Bu nedenle kişi sadece korku ya da üzüntü yaşamaz aynı zamanda gerçeklik algısını yeniden değerlendirmek zorunda kalır. Örneğin bir saldırı yalnızca insanların zarar görmesi değildir. Aynı zamanda “İnsanlar temelde iyidir” düşüncesini sarsılmasıdır. Bu nedenle travma yaşayan kişiler “Dünya kötü bir yer mi?”, “İnsanların çoğu kötü niyetli mi?” ve “Artık güvende değil miyim?” gibi sorularla karşı karşıya kalır.

 

Varsayımların Yeniden İnşası

Bu sarsılmanın ardından süreç iki farklı yönde ilerleyebilir. Bazı bireylerde uzun süreli psikolojik zorlanma devam ederken bazıları zamanla bu deneyimi anlamlandırarak yeni ve daha esnek varsayımlar geliştirebilir. Örneğin yeniden yapılanma sürecinde kişi, dünyanın tamamen güvenli olmadığını ama bütünüyle de tehlikeli olmadığını kabul etmeye başlayabilir.

Sonuç olarak varsayımlar sarsıldıktan sonra birey için esas mesele travmanın kendisinden çok yeni bir anlam sistemi kurabilmektir. İyileşme de büyük ölçüde bu yeniden kurma sürecinin nasıl ilerlediğine bağlıdır.

Murat ÇOBAN
Uzman Psikolojik Danışman

Önerilen makaleler