Geçmiş Travmalar Neden Bazen Geçmez?

Travma Hafızası Nasıl Çalışır?

Hafıza çoğu zaman bir arşiv gibi düşünülür. Sanki yaşadığımız her olay zihnimizde bir klasörlere yerleştiriliyor, zamanı geldiğinde de bu klasörler açılıp yeniden okunuyormuş gibi. Oysa insan zihni bir kamera değildir. Yani yaşananları olduğu gibi kaydetmez. Her anıyı yorumlar, eksiltir, hatta bazen değiştirir. Dahası yaşanan her olay da aynı biçimde depolanmaz. Çoğumuz çocukluk yıllarımızdaki sıradan günleri hatırlamayız. Büyük ihtimalle geçen hafta sonu yediğimiz akşam yemeğini de unutmuşuzdur. Fakat bazı deneyimler vardır ki yıllar geçse bile canlılığını korur. Bir koku, bir şarkı, kapının çarpma sesi, yerde hissedilen hafif bir titreşim ya da bir cümle… Ve aniden kendimizi geçmişte buluruz. Oysa bilinir ki olay bitmiştir, üzerinden bir zaman geçmiştir ve tehlike artık yoktur. Peki öyleyse beden neden hâlâ böyle bir alarm verir, neden bazı anılar geçmişte kalmaz ve neden travmatik deneyimler sıradan hatıralardan farklıdır?

 

Psikolojik Travmalar

Psikolojik açıdan travma; kişinin başa çıkma kapasitesini aşan, güvenlik algısını bozan ve dünyaya dair temel inançları sarsan yaşantılardır. Depremler, savaşlar, kazalar, doğal afetler, ihmal, istismar veya fiziksel saldırılar travmatik yaşam olaylarına örnek olarak verilebilir.

 

Hafızanın Normal İşleyişi

Travma hafızasını anlamak için önce normal hafızanın nasıl çalıştığını anlamak gerekir. Beyin yaşanan olayları tek bir bölgede saklamaz. Hafıza; algı, duygu, dikkat, anlamlandırma ve beden süreçlerinin ortak çalışmasının ürünüdür. Bir anı oluşurken önce bilgi kodlanır, ardından depolanır ve daha sonra geri çağrılır. Bu geri çağrılma işlemine hatırlama denir.

 

Travma Esnasında Beyin

Travmada ise bu süreç farklılaşır. Travmatik olay sırasında beynin hayatta kalma sistemi devreye girer. Adrenalin ve kortizol yükselir, kalp hızı artar, dikkat daralır ve organizma hayatta kalmaya odaklanır. Bu sistemin amacı organizmayı yaşatmaktır. Sorun şu ki bazı durumlarda olay bittikten sonra (ve tehdit olmadığı halde) bu alarm sistemi devam eder.

Bu noktada amigdala adı verilen beyin yapısı önemli bir rol oynar. Amigdala tehdit algısından sorumlu bir alarm merkezi gibi çalışır ve “tehlike var mı?” sorusuna hızlı şekilde yanıt vermeye çalışır. Travmatik deneyimlerde bu bölge aşırı düzeyde aktive olabilir. Bu nedenle kişi travmatik yaşantıdan sonra da benzer uyaranları tehdit olarak algılayabilir.

Hipokampus ise olayların ne zaman ve nerede olduğunu organize eder. Travma anında bu yapı yeterince etkin çalışmadığında anılar belleğe düzgün yerleşmez. Bu durum da travmatik anıların “şimdi oluyormuş gibi” hissedilmesinin önemli nedenlerinden biridir.

Travma sırasında beyin bütünlüklü bir hikâye oluşturmak yerine hayatta kalmaya odaklanır. Bu nedenle anılar çoğu zaman görüntüler, sesler, kokular, bedensel hisler ve duygusal parçalar halinde depolanır. Bu parçalar tek başına bile güçlü tetikleyiciler olabilir. Örneğin deprem yaşamış bir kişi için hafif bir titreşim bile yoğun kaygı yaratabilir, çocuklukta aşırı eleştiriye maruz kalan biri için sert bir ses tonu tehdit olarak algılanabilir, terk edilme deneyimi olan biri için mesajlara geç cevap verilmesi yoğun kaygı yaratabilir. Bugünkü olaylar, geçmiş deneyimlerin duygusal ağırlığıyla yorumlanır. Kişi çoğu zaman bugüne değil geçmişteki olaya tepki verir. Bu nedenle travma yalnızca hatırlanan bir şey değil aynı zamanda bugünü olumsuz etkileyen bir deneyim haline gelir.

 

Travma Hafızası Silinmeli mi?

Travmalar ve travma hafızası kader değildir. İyileşme, yaşananları silmek değil onları yeniden işleyip geçmişe yerleştirebilmektir. Sinir sisteminin güveni öğrenmesi, bedenin alarm seviyesinin düşmesi ve anıların bütünlüklü bir hikâyeye dönüşmesi iyileşmenin temel bileşenleridir.

Murat ÇOBAN
Uzman Psikolojik Danışman

Önerilen makaleler